Yalnızlık genetik miras mı?

Genetik faktörlerin fizyolojik rahatsızlıkların çoğunda etkili olduğu biliniyor. Psikolojik problemlerde de genetik faktörlerin etkisi büyük. Pek çok ruhsal özellik büyük oranda genetiğin etkisi altında. Bireydeki kişilik özelliklerinin yüzde 70’ini genetik faktörler, kalanını çevresel etkiler belirliyor. Bu büyük etki bireyin dışa dönük olması, sosyalleşmesi gibi kişisel özellikleri oluşturuyor. Kişinin daha içe dönük olması, yalnız kalmaktan hoşlanması da genetik etkenle açıklanabilir mi? Birey yalnızlığı çevreden mi öğrenir? Yoksa bu özelliğini doğuştan mı getirir? Kalıtsal özelliklerimiz ve yalnızlık ilişkili mi? Bu iki kavram birbirini nasıl etkiler? Bunlar önemli sorular. Şimdi yanıtlara geçelim.

Genetik yalnızlık

Hollanda’da yürütülen araştırmada tek ve çift yumurta ikizleri mercek altına alınmış. Tek yumurta ikizlerinin yüzde 50’si ve çift yumurta ikizlerinin yüzde 25’inin katıldığı çalışmada, her birinde ikiz olmalarından dolayı çoğunlukla yalnızlıkla ilgili aynı karakteristik özellikler belirlenmiş. Bu tür araştırmalarda genetik faktörlere odaklanıldığı için ikizler daha çok tercih ediliyor.

Araştırma bulgularına göre, yalnızlık duygusu kişinin kontrolünün zayıf olduğu durumlara karşı gösterdiği kalıtsal bir tepki olabilir. Araştırmacılara göre yalnızlık sosyal ilişkilerde yetersizlik, iletişim kurma becerilerinde zayıflık ve utanma gibi özelliklerden kaynaklansa da, aslında evrimsel olarak tüm insanlarda var olan genetik bir tepki olabilir.

Chicago Üniversitesi’nde yürütülen bir başka çalışmaya göre yalnızlığın fizyolojik sağlığa etkisi de büyük. Yalnızlık özellikle kalp rahatsızlıkları için önemli bir risk faktörü; başka pek çok duygusal durumun da merkezinde yer alıyor. Yalnızlık anksiyete, agresyon, asosyalite, depresyon gibi ruhdurum sorunlarını da tetikliyor.

Araştırmaya göre çevre, bireyin yalnızlık duygularıyla baş etmesini kolaylaştırıyor. Ancak çevrenin etkisi ne kadar yeterli olursa olsun, genetik yatkınlık çok daha büyük bir etki yaratıyor. Yalnızlık üzerine yapılan uzun dönemli araştırmalarda, katılımcılar çocukluklarında ve yetişkinliklerinde tekrar tekrar değerlendiriliyorlar. Çocukluğunda yalnızlığa daha yatkın olan çocuklar, çevre ne kadar etkilerse etkilesin, ilerleyen yıllarda da yalnızlığı daha çok seven bireyler oluyorlar. Bu boyutsal çalışmada çocukken yalnızlığa yatkın olan kişilerden bazı cümleler seçmeleri isteniyor. Bunlar, ’’kimse beni sevmiyor’’, “arkadaşlarımı kaybediyorum’’, ’’kimseyi görmek istemiyorum’’ gibi cümleler oluyor. Katılımcılar bu cümleleri diğerlerine göre daha fazla seçiyorlar. Böylece, araştırma bulguları kesin sonuç vermese de, sık gözlemlenen bulgulara ulaşmamızı sağlıyor.

Yalnızlık sosyal bir davranış mı?

Yalnızlık aslında duygu olarak kabul ediliyor, ancak sık yaşandığında sosyal bir davranış olduğu da söylenebilir. Yalnızlığa yönelme öğrenildiğinde, sosyal bir davranış özelliği gösteriyor.

Yalnızlık genetik kodumuzda olsa da değiştirmek mümkün mü?

Kimi insanlar doğuştan yalnız olmaktan hoşlanırlar. Bebekliklerinden itibaren içe dönük, sosyal ilişkilere karşı daha isteksiz olabilirler. Bazı insanlar ise tam tersi, başkaları olmadan yapamazlar. Genetik etkenler belirleyici olsa da, yaşam koşullarını değiştirerek yalnızlıkla mücadele etmek mümkün olabilir.

Sosyal desteği zayıf birinin yalnızlığı sevdiği söylenebilir. Ancak sosyal destek imkanları arttırıldığında yalnızlığa yönelmede azalma oluyorsa kişinin genetik yatkınlığından söz etmek güçleşir. Belki de kişi, yeterince sağlıklı sosyal ilişkiler kuramamıştır.

Yalnızlığın genetik ve çevresel faktörlerin bileşkesiyle oluştuğuna kuşku yok. Bazı şeyleri kökten değiştiremesek de daha katlanılır hale getirebileceğimizi hatırlatalım.