Sıcak havalarda yüksek tansiyona dikkat!

Yazın gelmesiyle birlikte hava sıcaklığı bazı illerde 40 dereceyi aştı. Ayrıca Ramazan ayının yaz aylarına denk gelmesi nedeniyle insanlar sıcak havalarda 17 saat oruç tutuyor. İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Çakırca, hipertansiyon hastalarını ve hamile kadınları yazın sıvı kaybına karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı.
 
“Tansiyon hastaları, sıcak havalarda mümkün olduğunca dışarı çıkmasınlar” şeklinde uyarıda bulunan Doç. Dr. Çakırca, yaz aylarında sıvı kaybının oluşması nedeniyle tansiyon hastalarının su tüketimine dikkat etmeleri gerektiğini ayrıca tansiyon hastası olsun ya da olmasın hamile kadınların oruç tutmasını tavsiye etmediğini söyledi.
 
“Yılda iki kez mutlaka tansiyonunuzu ölçtürün" 
 
Tansiyonun pek çok belirtisi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Çakırca, “Baş ağırsı, baş dönmesi, sersemlik hissi, kulak çınlaması, mide bulantısı, nefes darlığı, çarpıntı, ayaklarda şişime ve geceleri sık sık idrara çıkma hipertansiyon hastalığının belirtileri olabilir. İnsanlar kendilerine iyilik yapıp yılda bir iki kez 6 ay arayla tansiyonlarını ölçtürsünler. Buradaki amaç, tansiyonun ortaya çıkaracağı sorunları, sakatlıkları önlemektir. Tansiyon bir hastalığa bağlı gelişmediyse süregelen bir durumdur” dedi.
 
“Türkiye’de 10 kişiden 3’ü hipertansiyon hastası" 
 
Türkiye’de her 10 kişiden 3’nün tansiyon hastası olduğunun altını çizen Doç. Dr. Çakırca, hipertansiyon hastalarının tuzsuz beslenmeleri gerektiğine dikkat çekti. Pek çok kişinin tansiyon hastası olduğunun farkında olmadığını kaydeden Doç. Dr. Çakırca, “Ülkemizde kadınların yüzde 32’si, erkeklerin ise yüzde 28’i tansiyon hastasıdır. Başka bir ifadeyle Türkiye’de her 10 kişiden 3’ü tansiyon hastası. Ancak tansiyon hastası olup farkında olmayan insanlarda var. Özellikle erkekler bu konuda şansız. Çünkü farkındalıkları düşük. Erkeklerin yüzde 40’ı tansiyon hastası olduğunun farkında, kadınlarda ise yüzde 60 civarında bir farkındalık var” dedi. 
 
“Tedavide yüzde 50 başarı”
 
Tansiyon hastalarının tedavisinde başarı oranın yüzde 50 olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Çakırca, tedavinin başarısız olmasının nedenlerini ise şöyle sıraladı: “Hastanın uyumsuzluğu, ilaçların yan etkileri, hastaların tedaviyi kabullenmemesi gibi pek çok etken söz konusu. Ayrıca çoklu ilaç kullanımı hastaları bıktırabiliyor. Maalesef tansiyon hastaları ömür boyu bu ilaçları kullanmak zorunda kalıyor.” Doç. Dr. Çakırca, ayrıca bazı hastaların zayıflamak, tuzsuz diyet, egzersiz, alkol ve sigaradan uzak durmasının faydalı olacağını söyledi.
 
Tansiyon hastalığına açıklık getiren Doç. Dr. Çakırca, “Hipertansiyon kanın pompaladıktan sonra damarlardaki oluşturduğu kuvvettir. Bunun belli değerler arasında olması gerekir. Genel olarak 140-90’ın altında olması istenir. İstirahat halinde iken bu değerlerin üstünde tansiyonunuz varsa ve birkaç defa ölçtürdükten sonra hala yüksekse hipertansiyon diyoruz” diye konuştu.
 
“Tuzsuz yemek yiyin”
 
Tuzsuz yemek yemenin tansiyonu düşürmeye yardımcı olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Çakırca, ilaçlı veya ilaçsız tedavi seçeneklerinin tansiyonun derecesine göre belirlendiğini söyledi. Hafif tansiyonun tuzsuz yemekle düşeceğini belirten Doç. Dr. Çakırca, yüksek tansiyonu olan hastaların diyetin yanında mutlaka ilaç tedavisi alması gerektiğini vurguladı.
 
“Tansiyon; kalp, böbrek, beyin ve göze zarar verebilir" 
 
Kilolu ve ailesinde tansiyon hastalığı olan kişilerin tansiyonlarını ara ara ölçtürmesi gerektiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Çakırca, tansiyon hastalığının yüzde 95’inin sebebinin bilinmediğini söyledi. Doç. Dr. Çakırca, sebebi bilinen yüzde 5’lik tansiyon hastaları hakkında ise şöyle konuştu: “Buna sekonder, bir hastalığa bağlı olarak gelişen hipertansiyon diyoruz. Bir hastalığa bağlı gelişmişse daha çok böbrek kaynaklı ya da hormonal bozukluklar sonucunda ortaya çıkabiliyor. Bu sebebi bulup onu ortadan kaldırırsak tansiyonu düzletmiş oluyoruz” dedi. 
 
Yüksek tansiyonun vücuttaki bazı dokulara zarar verebileceğini kaydeden Doç. Dr. Çakırca, “Beyin, kalp, böbrek veya damarla ilgili sıkıntılar ortaya çıkabilir. Beyin kanaması ya da inmeye neden olabilir. Kalpte; kalp büyümesi, kalp yetmezliği, damar tıkanıklığına yol açtığında ise kalp krizini tetikleyebilir. Göz damarlarında sıkıntılar yaratığında geri dönüşsüz görme problemleri meydana gelebilir. Böbrekte ise böbrek yetmezliği söz konusu” diye ekledi.