Kafkaslardan gelen hayat iksiri kefir

Kafkas halklarının uzun yaşam hikayelerine konu olan ve anne sütüne en yakın içecek olarak adlandırılan kara maya usulü kefir, içerdiği mineraller, vitaminler ve antioksidanlar nedeniyle kanser, sindirim rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, uykusuzluk bronşit, safra ve sinirsel rahatsızlıklara iyi gelerek hastalara "Hayat iksiri" oluyor.

Kuzey Kafkasya kökenli olup "Türk köpüğü" olarak Rusça’da şimdiki adını aldığını ve Kuzey Kafkasyalı Müslümanlara bir armağan olduğuna inanılan kara maya usulü kefirin, sütün mayalanarak elde edildiğini aktaran Geniş, "Kara maya usulü kefir, Kafkaslarda keşfedildiği gün nasıl ve hangi ortam koşullarında yapıldıysa biz de o şekilde imalat yapmaktayız. Bunun için belirli koşullar bulunmakta. Yani hayvanın antibiyotik almamasından yediği ürüne kadar sütün doğallığını koruması gerekir. Ayrıca fermantasyon yani sütün çalınma ortamının ışık olmayan bir zeminden seçilmesi gereklidir" diye konuştu.

"Şifa kaynağı"

Ürünün Avrupa Birliği Tüm Tüketicileri Koruma Derneği tarafından "Altın marka" ödülüne layık görüldüğünü ve tüm biyolojik testlerin önemli laboratuvarlarda test edilerek tüketime sürüldüğünü belirten Geniş, şunları kaydetti:

"Kefirin faydalı olduğu ve birçok hastalığı deva olduğu tıbben yapılan testlerle kanıtlanmıştır. Bunun için de karanlık ortamda mayalanması gerekir. Kefirin kalitesi için özellikle kaliteli ve doğal süt temini ile başlar. Öncelikle sütün antibiyotiksiz olmasından emin olmamız gerekiyor. Çünkü antibiyotikli sütte hiçbir mikro organizma yaşamadığı gibi kefir mayasının içinde bulunan probiyotik bakteri çeşitleri de yaşayamaz. İyi bir kefir de elde edememiş oluruz. Kefir elde ettiğimizi sanabiliriz ama sadece kesilmiş bir süt elde ederiz. Bu açıdan ürünümüz kaliteli birçok proteinler içerir. En önemli özelliği de cam şişede ürün uzun süre sağlıklı bir şekilde kendini muhafaza etmektedir."

Kefirin kanserli hücrelerin küçülmesini sağladığının laboratuvar sonuçlarıyla kanıtlandığını savunan Geniş, sözlerini şöyle tamamladı:

"Yapılan araştırmalar kanserli hücrelerin tek besin kaynağı olan şekerin kefir mikroorganizmaları tarafından bağırsaklarda tüketilmesi sonucu kanserli hücrelerin besinsiz kalmasına ve küçülmesine yol açtığı tıbben tespit edilmiştir. Ancak her kefir şekerle beslenmez, yani canlı mikroorganizma değildir. Kefir mayasıyla elde edilen kefirler şekerle beslenerek bağırsaklarda uzun bir süre yaşayabilir. Sentezlenmiş sentetik bakterilerle elde edilmiş kefirler ise beslenmez yani cansız mikro organizmalardır. Bu anlamda fazla yarar sağlamaz. Bağışıklık sistemini de başta olumlu gibi etkilese de antibiyotik ya da penisilinin yan etkisiyle aynı olabilir. Doktorlar destek olarak ürünümüzü birçok hastaya tavsiye ediyor. Bazen ürün yetiştirmekte zorlanıyoruz. Çünkü yaptığımız ürün Kafkaslarda yer alan ürünle birebir aynı özellikler göstermektedir. Bunun için ürünümüzle ilgili çok olumlu tepkiler alıyoruz."