Hamilelikte oruç tutmanın riskleri büyük

Hamileliğin oruçtan muafiyet için sayılan istisnalardan biri olduğunu belirten Ceydeli, “Ancak buna rağmen birçok hamile kadının ramazan ayında oruç tuttuğunu görmekteyiz. Bunun hem hamile kadın hem de gelişmekte olan bebek için zorlukları ve sakıncaları mevcuttur” açıklamasında bulundu.
 
Hamileler 3-4 saatte bir yemek yemeli
 
Gebelerin, hamileliğin fizyolojisi icabı daha sık acıktıklarını vurgulayan Ceydeli “Çünkü bu dönemde, bebeğe sağlamakla yükümlü oldukları ekstra kaloriyle birlikte günlük kalori alım gereksinimleri artar. Gebelerin 3-4 saatte bir düşmeye eğilimli kan şekerlerini sabit halde tutmak için küçük öğünler alması tavsiye edilir” dedi.
 
İnsüline dikkat etmek gerekiyor
 
Bebek için görülen en büyük tehlikenin, onların ileride nörolojik ve psikolojik gelişimlerini olumsuz yönde etkileyebilecek ketonların oruç sırasında kanda artışı olduğunu söyleyen Ceydeli “Ketonlar şekerin hücrelerin kullanımı için ortamda olmadığı durumlarda depolanmış yağların yakılması sonucu açığa çıkarlar. Örneğin uzun süren açlıklarda vücudun şeker deposu çabuk tükenir ve hücrelerin enerji gereksinimi için yağlar yakılır. Bunun sonucunda hem anneye hem de bebeğe zararlı olabilecek ketonlar yağ yakılması sonucu açığa çıkarlar. Kontrol edilemeyen diyabette de aynı durum söz konusudur. Bazı bilimsel çalışmalarda, kontrol edilemeyen diyabet ve uzun süreli açlık gibi durumlarda kanda oluşan yüksek keton oranlarının ileride bebeklerin beyin ve psikolojik fonksiyonlarında bozukluğa neden olduğu gösterilmiştir” dedi.
 
Hamileler günde 3 litre sıvı tüketmeli
 
“Oruç tutarken bir diğer potansiyel sorun vücudun sıvısız kalmasıdır” diyen Ceydeli sözlerini şöyle sürdürdü: Gebelerde damarlarda dönen kan ve sıvı miktarı çok artar. Bu kan ve sıvı miktarını koruyabilmek için gebelerin günde 3 litre civarında sıvı almaları gerekir. Nisbi sıvısızlık durumlarında, kan basıncı düşer, plasentaya (bebeğin eşi) ve dolayısıyla bebeğe giden kan akımı azalır. Bunun sonucunda bebeğin oksijenlenmesi ideal oranların altına düşebilir. Sıvısızlık ayrıca süt veren kadınların da süt yapımını çok olumsuz yönde etkiler. Özellikle yaz aylarına denk gelen oruç zamanlarında bu daha fazla önem kazanır.”
 
Özellikle 28. haftadan sonra oruç tutulmamalı
 
Bebeğin beyninin oksijenlenmesinin testi olan ve ultrasonla yapılan bir ölçüm olan biyofizik profil skorunun oruç tutan annelerin bebeklerinde tutmayan annelerin bebeklerine oranla daha düşük bulunduğunu vurgulayan Ceydeli, “Oruç tutmak isteyen hamile kadınların orucu, hamileliğin sonunda kaza orucu şeklinde tutmaları hem kendileri hem de bebek açısından çok daha olumlu olacaktır. Bütün bu tıbbi gerçeklere karşın mutlaka oruç tutacağım diyen anne adayları ise şunu unutmamalıdır: Özellikle 28. haftadan sonraki gebelik haftasındaysalar veya gebelikte diyabet söz konusuysa, oruç tutmaları ciddi riskler içerecektir. Özetle söylemek gerekirse oruç tutulması doğal bir yaşam tarzından geçici olarak uzaklaşılan bir durumdur. Erişkin ve sağlıklı bir birey bu geçici dönemi sorun yaşamadan atlatabilir. Gebelik ve emzirme dönemi ise bir hastalık durumu olmamasına karşın beslenme ve sıvı alımının istikrarlı bir şekilde düzenli sürdürülmesinin son derece önemli olduğu bir dönemdir. Gebelik döneminde gün içine eşit olarak dağıtılmış 4-6 öğünde beslenilmeli ve sıvı alımına dikkat edilmelidir. Emzirme döneminde ise özellikle bebeğin yalnızca sütle beslendiği ilk aylarda süt kalitesinin sürmesi ve bebeğin uygun kilo almaya devam edebilmesi açısından düzenli beslenme ve sıvı alımı alışkanlığının sürmesi gebelik döneminde olduğu gibi son derece önemlidir. Özellikle kan şekerinin düşmesine bağlı halsizlik, baş ağrısı, sinirlilik gibi problemler oluşur. Sahur ve iftar saatlerinde gereğinden fazla besini depolama çabası da emziren anne ya da anne adayında hazımsızlık ve kilo artışı gibi şikayetlere neden olabilir. Gebeliğin büyüme ve hızlı büyüme dönemlerinde oruç tutmuş annelerin biraz daha düşük doğum ağırlıklı bebek doğurdukları bilinmektedir” açıklamalarında bulundu.